Türkiye ekonomisi 2025 yılında istikrarlı bir büyüme patikasında ilerlerken, uluslararası kuruluşların revize edilmiş tahminleri ülke ekonomisine duyulan güveni artırıyor. Dünya Bankası’nın son raporuna göre, Türkiye’nin 2025 yıl sonu büyüme beklentisi yüzde 2,6’dan yüzde 3,1’e yükseltildi.
Ekonomik Büyümede Pozitif Sinyaller
2025 yılının ilk çeyreğinde Gayri Safi Yurt İçi Hasıla yıllık bazda yüzde 2,0 oranında büyüme gösterdi. Bu rakam, ekonomistlerin tahminleriyle uyumlu olmasına rağmen, piyasa beklentisi olan yüzde 2,5’in altında kaldı. Uluslararası Para Fonu da Türkiye’ye ilişkin büyüme beklentisini 2025 için 0,1 puan artırarak yüzde 2,7’ye yükseltti.
Büyüme rakamlarındaki ılımlı seyir, sıkı para politikası ve dezenflasyon sürecinin doğal bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Ekonomik büyümedeki bu temkinli yaklaşım, enflasyonla mücadelede elde edilen kazanımların korunması açısından kritik önem taşıyor.
Gayrimenkul Sektöründe Canlanma Beklentisi
Büyüme tahminlerindeki yukarı yönlü revizyon, özellikle gayrimenkul sektöründe beklenen hareketlenmeye dayandırılıyor. Sektörün ekonomik toparlanmaya katkısının artacağı öngörüsü, genel ekonomik görünümü olumlu yönde etkiliyor.
Ancak Mart ayında yaşanan iç politik gelişmeler piyasalarda geçici bir belirsizlik ortamı yarattı. Bu süreçte Borsa İstanbul 9.000 puan seviyelerini test ederken, ülke risk primi 320 baz puanın üzerine çıktı. Güncel veriler, CDS primlerinin 290 puan seviyelerine gerilediğini gösteriyor.
Merkez Bankası Rezervlerinde Dalgalanma
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın döviz rezervleri önemli hareketlilik sergiledi. Şubat ayında 100 milyar ABD doları seviyesine ulaşan rezervler, 25 Nisan’da 51,5 milyar dolara kadar geriledi. Piyasaya yapılan alım yönündeki müdahaleler sonrasında rezervler 65 milyar dolar seviyesine yükseldi.
Dezenflasyon Süreci ve Para Politikası
Enflasyonla mücadelede ilk aşamada kaydedilen ilerleme umut verici olmakla birlikte, 2025 yılında daha zorlu bir süreç beklendiği vurgulanıyor. Dezenflasyon sürecinin başarılı olabilmesi için para politikasının uyumlu mali politika ve yapısal reformlarla desteklenmesi gerektiği belirtiliyor.
TÜSİAD’ın değerlendirmelerine göre, enflasyonla mücadele konusunda sağlanan toplumsal mutabakatı bozacak adımlardan kaçınılması ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığından ödün verilmemesi kritik önem taşıyor.
Üretim ve Talep Dinamikleri
İç ve dış talep koşulları kaynaklı üretim yavaşlaması 14. aya kadar sürdü. Mayıs ayında görülen düşüş, Ekim 2024’ten bu yana en yüksek oranda gerçekleşti. Talep koşulları üretimi sınırlarken, döviz kuru da üretim maliyetlerini artıran faktörler arasında yer alıyor.
PMI verileri, üretim sektöründeki yavaşlamanın devam ettiğini gösteriyor. Bu durum, ekonomik toparlanmanın temkinli bir şekilde sürdüğünü ve dengelenme sürecinin zaman alacağını işaret ediyor.
Finansal Piyasalar ve Göstergeler
Nisan ayı sonu itibarıyla finansal göstergelerdeki gelişmeler dikkat çekiyor. Beş yıllık CDS primi 45 baz puan artışla 361 seviyesine yükselirken, iki yıllık gösterge tahvil faizi yüzde 49,90’a ulaştı. BIST-100 endeksi ise yüzde 6,0 düşüşle 9.078 seviyesinde kapandı.
Döviz kurlarında da belirgin hareketlilik gözlemlendi. Dolar/TL paritesi yüzde 1,4 artışla 38,47 seviyesine çıkarken, Euro/TL paritesi yüzde 6,3’lük artışla 43,62 seviyesini gördü. Döviz sepeti genel olarak yüzde 3,9 değer kazandı.