Pogacar’ın 80 Km’lik Tek Başına Saldırısıyla Strade Bianche’de Tarihi Zafere Koşusu

Pogacar’ın 80 Km’lik Tek Başına Saldırısıyla Strade Bianche’de Tarihi Zafere Koşusu

¡Tus opiniones importan! Comenta en los artículos y suscríbete gratis a nuestra newsletter y a las alertas informativas en la App o el canal de WhatsApp. ¿Buscas licenciar contenido? Haz clic aquí

Türkiye ekonomisi yavaşlıyor, siyaset yeniden şekilleniyor

Türkiye ekonomisi 2025 yılında resmi verilere göre yüzde 3,6 büyüyerek bir önceki yılın üzerindeki performansını sürdürse de, son iki yılda görülen yavaşlama eğilimi ve yüksek enflasyon baskısı, toplumsal memnuniyet ve siyasal dengeler üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor.

2024 yerel seçimlerinde ana muhalefet partisinin 1977’den bu yana ilk kez ülke genelinde birinci parti konumuna yükselmesi, özellikle büyükşehirlerde yaşanan ekonomik sıkışmanın sandığa güçlü bir tepki olarak yansıdığını ortaya koydu.

Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri resmen donmuş halde kalsa da, göç yönetimi ve gümrük birliği çerçevesinde süren teknik işbirliği, hem ekonomi politikalarında hem de iç siyasette manevra alanını daraltan temel dış faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

GSYH’de ılımlı büyüme, vatandaşta baskı

Türkiye ekonomisi 2025’te zincirlenmiş hacim endeksine göre yüzde 3,6 büyürken, yılın son çeyreğinde büyüme oranı yüzde 3,4 seviyesinde gerçekleşti.

2024 yılında yüzde 3,2 olan büyüme oranının ardından gelen bu performans, teknik olarak pozitif bir tabloya işaret etse de, yüksek fiyat artışları ve gelir dağılımındaki bozulma nedeniyle geniş kitleler nezdinde “hissedilmeyen büyüme” tartışmasını derinleştiriyor.

Cari fiyatlarla GSYH’nin 2025’te yaklaşık 63 trilyon lira düzeyine yükselmesi, nominal gelirlerde kayda değer artışa işaret ederken, satın alma gücünü aşındıran çift haneli fiyat artışları, özellikle büyükşehirlerde dar ve orta gelirli kesimlerin yaşam maliyetini ciddi biçimde artırıyor.

Sektörel görünüm: İnşaat önde, tarım geride

Son iki yılda büyümenin kompozisyonuna bakıldığında, inşaat, ticaret ve hizmetler gibi iç talep odaklı alanların öne çıktığı, tarım sektöründe ise göreli zayıflamanın sürdüğü görülüyor.

2025’te inşaat sektörünün çift haneli oranlara yaklaşan bir büyüme yakalaması, hem kentsel dönüşüm projeleri hem de deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetleriyle ilişkilendiriliyor.

Buna karşın tarımsal üretimde verimlilik sorunları, girdi maliyetlerindeki artış ve iklim kaynaklı riskler, gıda fiyatları üzerinden enflasyon baskısını canlı tutarak şehirli tüketicinin mutfağında doğrudan hissediliyor.

Gösterge 2024 2025
GSYH büyümesi (yıllık) %3,2 %3,6
İnşaat sektörü büyümesi Ortalamanın üzerinde Çift haneye yakın
Hizmetler payı Yüksek Yüksek

Hanehalkı tüketimi ve ücretler

Hanehalkı nihai tüketim harcamalarının 2025’te reel olarak yüzde 4 civarında artması, iç talebin büyümeye katkısının sürdüğüne işaret etse de, bu artışın önemli bir bölümünün zorunlu harcamalar üzerinden gerçekleştiği değerlendiriliyor.

Hanehalkı tüketim harcamalarının GSYH içindeki payının yüzde 50’nin üzerinde seyretmesi, ekonominin tüketim eksenli yapısının devam ettiğini gösterirken, tasarruf oranlarındaki baskı ve yüksek borçlanma maliyetleri orta sınıfın kırılganlığını artırıyor.

İşgücü ödemelerinde 2025 yılı itibarıyla kaydedilen yaklaşık yüzde 40’lık nominal artış, ücretlilerin gelirlerinde kâğıt üzerinde bir iyileşmeye işaret etse de, yüksek enflasyon ortamında bu artışın önemli kısmı satın alma gücündeki kaybı telafi etmeye yetmiyor.

Yerel seçimlerde ekonomik tepki sandığa yansıdı

31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin yüzde 37’nin üzerinde oy alarak birinci parti konumuna yükselmesi, son yıllarda ekonomi politikalarına yönelik biriken tepkinin kritik dönemeçlerinden biri olarak görülüyor.

Parti, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere 14 büyükşehirde seçimi kazanırken, iktidar partisinin tarihinde ilk kez ikinci sıraya gerilemesi, merkez sağ seçmen davranışında da önemli bir kırılmaya işaret etti.

Ekonomik koşulların bozulması, artan işsizlik kaygısı ve yüksek enflasyon, özellikle gençler ve büyükşehirlerde yaşayan ücretliler arasında değişim talebini güçlendirirken, sağ seçmen blokundaki çözülmenin farklı partilere yönelen oylarla derinleştiği gözlendi.

Sağ siyasette kısmi erime ve yeni arayışlar

2024 yerel seçimleri, uzun yıllardır iktidarda olan muhafazakâr blok içinde kısmi bir erime yaşandığını ve bu erimenin önemli ölçüde ekonomik performansla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

AK Parti’nin geleneksel tabanındaki seçmenlerin bir kısmının sandığa gitmemesi, bir kısmının ise hem merkez sol hem de yeni sağ oluşumlara yönelmesi, sağ siyasetin iç dengelerini yeniden tartışmaya açtı.

Bu tablo karşısında iktidar kanadı, ekonomi yönetiminde ortodoks politikalara kısmen dönüş ve dış yatırımcı güvenini artırma hedefiyle para ve maliye politikasında görece daha öngörülebilir bir çerçeve oluşturma arayışını hızlandırdı.

AB ile donmuş müzakereler, canlı göç gündemi

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakereleri 2018’den bu yana fiilen donmuş durumda olsa da, göç yönetimi, gümrük birliği ve enerji güvenliği başlıklarında yürüyen teknik diyalog, Ankara-Brüksel hattında ilişkilerin asgari zeminini oluşturuyor.

2016’da imzalanan göç mutabakatı çerçevesinde Türkiye, geçici koruma altındaki Suriyeliler dahil milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapmayı sürdürüyor ve bu durum hem sosyal politikalar hem de yerel yönetim bütçeleri üzerinde ciddi bir yük anlamına geliyor.

AB tarafı ise mali destek mekanizmaları ve düzensiz göçle mücadelede işbirliği vurgusunu öne çıkarırken, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki eleştirilerini son yıllarda görece yumuşatmış durumda.

Göç, iç siyaset ve ekonomi ilişkisi

Türkiye’deki yüksek sığınmacı nüfusu, sadece dış politika başlığı olmaktan çıkarak doğrudan iç siyasetin en tartışmalı gündemlerinden biri haline geldi.

Yerel seçim kampanyalarında göç ve sığınmacı politikalarının sıkça öne çıkması, özellikle büyükşehirlerde altyapı, konut ve işgücü piyasası üzerindeki baskıların seçmen davranışına etkisini görünür kıldı.

Göç yönetiminde uluslararası finansman, güvenlik endişeleri ve insani sorumluluklar arasında denge arayışı, hem merkezi hükümetin hem de yerel yönetimlerin önümüzdeki dönemde de temel sınamalarından biri olmayı sürdürecek.

Enflasyon baskısı ve orta sınıfın daralması

Son iki yılda resmi enflasyon oranlarında görülen kısmi gerilemeye karşın, gıda, barınma ve ulaştırma kalemlerindeki yüksek artışlar, geniş toplum kesimlerinde “hayat pahalılığı” hissini güçlendiriyor.

Özellikle büyükşehirlerde kiralardaki sert yükseliş, konut piyasasında yaşanan dengesizlikler ve krediye erişimdeki zorluklar, genç nüfusun geleceğe dair beklentilerini baskılıyor.

Reel ücretlerdeki erozyonun devam etmesi, beyaz yakalılar dahil olmak üzere geniş bir kesimi “yeni yoksulluk” tartışmasının parçası haline getirirken, sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık süreçleri yeniden kamuoyu gündeminde daha görünür bir yer edinmeye başladı.

İç talep, ihracat ve dış denge

2024–2025 döneminde büyümenin ana motoru iç talep olurken, ihracat performansı küresel talepteki yavaşlama ve jeopolitik gerilimler nedeniyle sınırlı kaldı.

İthalattaki artış ve enerji faturası, dış ticaret açığı ve cari denge üzerinde baskı yaratırken, kur istikrarını koruma ihtiyacı para politikasında sıkı duruşu zorunlu kılıyor.

Bu çerçevede ekonomi yönetimi, bir yandan enflasyonla mücadeleyi ve fiyat istikrarını önceleyen söylemini sürdürürken, diğer yandan büyüme ve istihdamda sert bir fren yaşamamak için seçici kredi ve destek programlarına yöneliyor.

2026’ya girerken Türkiye’nin temel gündemleri

Ekonomi, siyaset ve dış ilişkiler ekseninde yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin 2026’ya görece düşük ama pozitif büyüme, kalıcı enflasyon baskısı ve parçalı siyasi tabloyla girdiğine işaret ediyor.

Yerel seçim sonuçlarının ardından iktidar ve muhalefet partilerinin iç yapılanma ve strateji tartışmalarını hızlandırması, önümüzdeki genel seçim takvimi şekillenmeden önce yeni ittifak ve işbirliği modellerinin gündeme gelmesine zemin hazırlıyor.

AB ile ilişkilerde ise tam üyelik perspektifinin kısa vadede canlanması beklenmezken, göç, enerji ve ticaret başlıklarında daha teknik ve pragmatik adımların öne çıkacağı, Türkiye’nin ise bu alanlardaki pazarlık gücünü ekonomide istikrar ve yatırımı destekleyecek şekilde kullanmaya çalışacağı değerlendiriliyor.