2025 yılı için Türkiye ekonomisinde makroekonomik istikrarın pekiştiği ve büyümenin kademeli olarak ivme kazandığı öngörülüyor. Dünya Bankası’nın Nisan 2024 raporuna göre, ülkenin büyüme tahmini %2,6’dan %3,1’e yükseltilirken, özellikle gayrimenkul sektöründeki toparlanma ve ihracatın katkısı bu iyileşmeyi destekleyecek. Merkez Bankası rezervlerinde Şubat’ta 100 milyar dolar seviyesine ulaşan değerlerin Nisan ayında 51,5 milyar dolara gerilediği ancak son interveneden sonra 65 milyar dolara çıktığı dikkat çekiyor.
Enflasyon ve Büyüme Dengesi
2024 yılında yıllık ortalama enflasyonun %16,9 seviyesinde seyretmesi beklenirken, bu oranın 2025 yılında daha da düşeceği ve dezenflasyon sürecinin istikrarlı bir şekilde devam edeceği değerlendiriliyor. Ülke genelinde işsizlik oranındaki yükseliş, özellikle genç işsizliğinde görülen artışlar, ekonomik politikalarda yapısal dönüşüm ihtiyacını gündeme taşıyor. Faiz dışı dengede kaydedilen ilerleme ve bütçe açığında yaşanan iyileşme, finansal istikrarın sağlam temellere oturtulduğunu gösteriyor.
Rezerv ve Dış Ticaret Dinamikleri
TCMB’nin döviz rezervlerindeki dalgalanmalar, döviz kuru bazlı üretim maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Mayıs 2025 itibarıyla iç ve dış talep zayıflığı nedeniyle üretimdeki yavaşlama 14. aya uzarken, PMI verileri yılın başından beri en keskin düşüşü Ekim 2024 sonrası dönemde işaret ediyor. İlk çeyrekte yıllık büyüme %2,0 ile gerçekleşirken, bu rakam piyasa beklentilerinin (%2,5) altında kalması dikkat çekici oldu.
- Kısa vadeli vurgu, para politikasıyla mali disiplinin uyumlu yürütülmesine odaklanacak.
- Yeşil ve dijital dönüşüm projeleri, özellikle ihracat odaklı sektörlerde rekabet gücünü artıracak.
- Gayrimenkul sektöründeki hareketlenme, 2025 ortalarında istihdam piyasasında pozitif etki yaratabilir.
İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Büyüme
2025 yılında iklim değişikliği politikalarının ekonomiye entegrasyon hızı, uluslararası finansman akışlarını doğrudan etkileyecek. Avrupa perspektifinden değerlendirildiğinde, yeşil yatırımların payının artmasıyla birlikte, Türkiye’nin bu alanda attığı adımlar hem istihdam hem de enerji güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Yapısal reformlar kapsamında özel sektörün dijitalleşme süreçlerini hızlandırması, uzun vadede büyüme potansiyelini %0,5-1,0 puan artırabilir.
Gelecek çeyrekte enflasyondaki düşüş hızı ve cari açıktaki iyileşme, ekonomik verilerin güvenilirliğini pekiştirecek. Büyümede yaşanan ivme kaybı, özellikle üretim sektörlerinde kambiyo maliyetlerindeki artışın tüketici fiyatları üzerindeki baskısal etkisiyle açıklanırken, politika yapıcılar için en büyük zorluk, istikrarı korurken üretimi canlandırmak olacak.