Pogacar tarihe geçti: 80 km kala tek başına saldırıyla Strade Bianche’yi domine ederek kazandı

Pogacar tarihe geçti: 80 km kala tek başına saldırıyla Strade Bianche’yi domine ederek kazandı

¡Tus opiniones importan! Comenta en los artículos y suscríbete gratis a nuestra newsletter y a las alertas informativas en la App o el canal de WhatsApp. ¿Buscas licenciar contenido? Haz clic aquí

Türkiye ekonomisinde enflasyon, büyüme ve istihdam aynı anda sınanıyor

Türkiye ekonomisi, bir yandan yüksek ancak gerileme eğilimindeki enflasyonla mücadele ederken, diğer yandan ılımlı büyüme ve görece düşük işsizlik oranlarını korumaya çalışıyor. Son açıklanan veriler, 2024 yılında yüzde 3,2’lik büyümenin ardından 2025’e yüzde 42 civarında seyreden yıllık enflasyon ve yüzde 8’ler düzeyindeki işsizlik oranıyla girildiğini gösteriyor.

Tüketici fiyatlarındaki artış hızı, para politikasında sıkılaşmanın etkisiyle 2023 sonrasına kıyasla belirgin biçimde yavaşlasa da, özellikle gıda ve hizmet kalemlerinde çift haneli katılık dikkat çekiyor. Büyümenin kompozisyonu ise ağırlıkla hanehalkı tüketimi ve kamu harcamalarına dayalı yapısıyla, gelir dağılımı ve üretken yatırım tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.

Enflasyon: Manşet oran geriliyor, fiyat baskıları sürüyor

2025 Ocak ayında tüketici fiyat endeksi bir önceki aya göre yüzde 5,03 artarken, yıllık enflasyon yüzde 42,12 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran, önceki aylara göre sınırlı bir gerilemeye işaret etse de, fiyat istikrarı çıpasından hâlâ oldukça uzak bir görünüm ortaya koyuyor.

Aynı dönemde çekirdek göstergelerde de aylık yüzde 5’in üzerinde artış kaydedilmesi, kur geçişkenliği ve ücret ayarlamalarının temel mal ve hizmetler üzerindeki baskısının sürdüğünü ortaya koyuyor. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda aylık yüzde 3,8 civarındaki artışın, enflasyon sepeti içindeki yüksek ağırlık nedeniyle dar gelirli hanehalkları üzerinde orantısız bir yük yarattığı görülüyor.

Enflasyonun alt kalemlerinde öne çıkan eğilimler

Sağlık ve hizmet kalemlerinde 2025 başında çift haneli aylık artışlar, kapsamlı ücret güncellemeleri ve kiralardaki yukarı yönlü düzeltmelerle birleşerek maliyet baskılarını güçlendiriyor. Enerji tarafında ise küresel emtia fiyatlarındaki nispi istikrar ve kur politikası, bir önceki döneme göre daha sınırlı artışları mümkün kılıyor.

Yurt içi üretici fiyat endeksindeki yüzde 20’lerin üzerindeki yıllık artış oranları, önümüzdeki aylarda tüketici enflasyonu üzerinde ilave yukarı yönlü riskler barındırmaya devam ediyor. Vergi ayarlamaları ve yönetilen-yönlendirilen fiyatlar da, özellikle ulaştırma ve tütün-alkollü içecekler kalemleri üzerinden enflasyon görünümünü kırılgan kılan başlıklar arasında yer alıyor.

Gösterge Dönem Oran
Yıllık TÜFE Ocak 2025 Yüzde 42,12
Aylık TÜFE Ocak 2025 Yüzde 5,03
Ekonomistlerin yıl sonu enflasyon beklentisi 2025 Yüzde 27 civarı

Büyüme: Yüzde 3,2 ile ılımlı ama kırılgan tempo

Türkiye ekonomisi 2024 yılını yüzde 3,2’lik büyüme oranıyla tamamlarken, yılın son çeyreğinde büyüme hızı yüzde 3 seviyesinde gerçekleşti. Böylece Türkiye, küresel ölçekte kırılganlıkların öne çıktığı bir dönemde, orta hızda ve istihdam yaratma kapasitesi sınırlı bir büyüme patikasında ilerledi.

GSYH’nin cari fiyatlarla 2024’te 43 trilyon liranın üzerine çıkması, nominal olarak güçlü bir genişlemeye işaret etse de, yüksek enflasyon nedeniyle reel satın alma gücü ve hanehalkı refahı tarafında baskı hissedilmeye devam ediliyor. Kişi başına gelirdeki artışa rağmen, döviz kuru ve yaşam maliyeti etkisi özellikle büyükşehirlerde hissedilir düzeyde.

Büyümenin bileşenleri: Tüketim ve kamu öne çıkıyor

2024 büyümesine en yüksek katkıyı hanehalkı tüketimindeki artış sağlarken, kamu harcamaları ve kamu yatırımları da büyüme tarafında destekleyici rol oynadı. Net ihracatın pozitif katkısı, küresel talepteki toparlanma ve turizm gelirlerinde süren güçlü seyrin etkisiyle güçlenirken, stok değişimleri büyümeyi sınırlayan bir unsur olarak öne çıktı.

Sanayi üretimindeki sınırlı artış, özel sektörün yatırım iştahının zayıf kaldığına ve yüksek finansman maliyetlerinin yatırım kararlarını ötelediğine işaret ediyor. Hizmetler, finans ve sigorta, bilgi ve iletişim gibi sektörler ise daha dinamik bir performans sergileyerek toplam büyümeye pozitif katkı verdi.

Gösterge 2024 Not
GSYH büyümesi Yüzde 3,2 Yıl geneli
Son çeyrek büyümesi Yüzde 3 Yıllık bazda
Kişi başına GSYH (dolar) 15 bin üzeri Kura duyarlı

İşsizlik oranı tek hanede, genç işsizlik yüksek

Türkiye’de işsizlik oranı 2025’in son çeyreğinde yüzde 8,2 seviyesine gerileyerek, hem önceki çeyreğe hem de bir önceki yılın aynı dönemine göre sınırlı da olsa iyileşme kaydetti. Mevsim etkilerinden arındırılmış veriler, işsiz sayısının 3 milyonun biraz altında seyrettiğini ortaya koyuyor.

İstihdam edilenlerin sayısındaki artış ve işgücüne katılım oranındaki yükseliş, büyümenin istihdam yaratma kapasitesinin tamamen kaybolmadığına işaret ediyor. Buna karşın, genç işsizlik oranının yüzde 14-15 bandında, kadın işsizlik oranının ise yüzde 11’in üzerinde seyretmesi, iş gücü piyasasında yapısal sorunların sürdüğünü gösteriyor.

İşgücü piyasasında cinsiyet ve yaş farkı

Veriler, erkeklerde işsizlik oranının yüzde 6,5-7 bandında seyrederken, kadınlarda bu oranın çift hanede kaldığına işaret ediyor. Kadınların işgücüne katılım oranı hâlâ yüzde 35 seviyesinin biraz üzerinde ve erkeklere kıyasla belirgin biçimde düşük.

15-24 yaş grubundaki gençlerde ise işsizlik oranı yüzde 15’e yakın düzeyiyle, genel işsizlik oranının neredeyse iki katına ulaşıyor. Bu tablo, eğitim-istihdam geçişinin zorluğunu ve nitelikli iş gücünün vasıfsız veya kayıt dışı istihdama yönelme riskini artırıyor.

Gösterge Dönem Oran / Seviye
Genel işsizlik oranı 2025 4. çeyrek Yüzde 8,2
Genç işsizlik 2025 4. çeyrek Yüzde 14,9
Kadın işsizlik 2025 4. çeyrek Yüzde 11’in üzerinde

Para politikası, kur ve hanehalkı üzerindeki baskı

Yüksek enflasyonla mücadele amacıyla uygulanan sıkı para politikası, kredi faizlerini ve finansman maliyetlerini tarihin yüksek seviyelerine taşımış durumda. Bu durum, özellikle KOBİ’ler ve konut talebi açısından krediye erişimi zorlaştırırken, şirketlerin yatırım ve istihdam kararlarını daha temkinli almasına yol açıyor.

Döviz kurundaki görece kontrollü seyir, dış borçluluğu yüksek kesimler için öngörülebilirliği artırsa da, ithalata bağımlı sektörlerde maliyet baskısını tamamen ortadan kaldırmıyor. Gelir artışının enflasyonun gerisinde kalması, hanehalklarının tasarruf imkanını sınırlıyor ve tüketim kalıplarında daha düşük fiyatlı ürünlere yönelimi hızlandırıyor.

Hanehalkı bütçesinde gıda ve kira baskısı

Gıda fiyatlarındaki artış ve büyükşehirlerde kira oranlarının yükselişi, özellikle asgari ücretle geçinen kesimlerin bütçesinde ciddi bir baskı yaratıyor. Eğitim ve sağlık harcamalarındaki yükseliş de, orta gelir grubunun harcanabilir gelirini daraltan temel kalemler arasında öne çıkıyor.

Taksitli alışveriş ve kredi kartı kullanımı, pek çok hane için gelir açığını kapatmanın temel aracı hâline gelirken, artan borçluluk seviyesi finansal kırılganlıkları artırıyor. Ekonomide beklenen dezenflasyon sürecinin, ancak istihdam ve gelir artışıyla desteklendiği takdirde toplumsal refaha anlamlı biçimde yansıyabileceği değerlendiriliyor.

Türkiye ekonomisi için olası senaryolar

Önümüzdeki dönemde enflasyonun kademeli olarak yüzde 20’ler bandına doğru çekilmesi yönündeki beklentiler, sıkı para ve maliye politikalarının kararlılıkla sürdürülmesine bağlı görünüyor. Bununla birlikte dış finansman koşulları, küresel faiz ortamı ve jeopolitik gelişmeler, enflasyon ve büyüme dengesini doğrudan etkileyebilecek başlıca risk başlıkları arasında.

Ekonomistlere göre, enflasyondaki kalıcı düşüşle birlikte politika faizinde aşağı yönlü alan açılması, özel sektör yatırımlarını ve istihdamı destekleme potansiyeline sahip. Ancak yapısal reformlar, hukuki öngörülebilirlik ve verimlilik artışı olmadan, tek başına talep yönlü büyümenin sürdürülebilirliği sınırlı kalabilir.

Yatırımcı ve vatandaş açısından kritik eşikler

Yurtiçi tasarruf sahipleri açısından en kritik başlık, enflasyonun kalıcı olarak mevduat faizinin altına inip inmeyeceği ve kur oynaklığının kontrol altında tutulup tutulamayacağı olarak öne çıkıyor. Reel getiri algısının güçlenmesi durumunda, TL cinsi varlıklara ilginin artması ve dolarizasyonun kademeli olarak çözülmesi beklenebilir.

Vatandaş cephesinde ise asgari ücret, emekli aylıkları ve kamu çalışanı maaşlarının, enflasyon karşısında satın alma gücünü ne ölçüde koruyabildiği belirleyici olacak. İş gücü piyasasında gençler ve kadınlar için nitelikli, kayıtlı ve yüksek katma değerli istihdam olanaklarının artırılması, Türkiye ekonomisinin orta vadeli performansını şekillendirecek temel unsur olarak öne çıkıyor.